16 Temmuz 2013 Salı

DAHA...




  
      Daha bir karpuz bile kesemeden  neredeyse geçip  gidecek  ramazan. Bu yıl  pek keyifli değiliz ne O, ne  ben,  ne de hiç birimiz. Bütün korkumuz,  endişemiz ; omuzlarına ağır yükler yüklediğimiz gençlerimiz ve onların gelecekleri... Dualarımız, dileklerimiz ve elimizden gelebilecek her neyse onlarla  birlikteyiz.


     Şöööyle bir dönüp eski ramazan yazılarımı gözden geçireyim dedim. Kimi yılı bir mahya ile karşılamışım. Kimi yıl heyecanla beklemiş, uğurlamışım. Bu yıl çok ayıp etmişim. Özür dilerim ramazan. Suç sende değil.


     Sayende yine bir sınavın üstesinden geldim. Onyedi saat sağlık sorunu yaşamadan aç kalmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bana tattırdığın tüm manevi hazlar için sana bir kez daha teşekkür ediyorum.


     Geç de olsa HOŞ GELDİN MUBAREK AY



    

3 Haziran 2013 Pazartesi

YANIT NE OLMALI?




          Yaşadığımız süreçde çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Hepsi de birbirinden doğru, yerinde tesbitler, açıklamalardı. Ancak, dün gördüğüm yukarıdaki söyleşi beni çok etkiledi.


          Doğduğu günden itibaren ebeveyninin kanatları altında güven içinde yaşayan bir çocuğa okul çağına gelip, dış dünyayla tanıştığı günden sonraki süreçte ilk öğretilen  P O L İ S ti. ...ti diyorum,  çünkü o da  -di li geçmiş zamanın derinliklerindeki yerini aldı. Polis, ağır yara aldı.


         Hiç kimse '' Ne yapsın, o da emir kulu ''  gibi mazeretlerle nasıl bir eğitim süreci yaşadıklarını çok merak ettiğim bu gözü dönmüş insanları kollamaya kalkmasın. Bazı değerler vardır ki ne iki lokma ekmeğe , ne de mesleğe değişemezsiniz. Üstelik, saçını başını yolduğu genç kızların, suratını biber gazı kapsülüyle parçaladığı babası yaşında insanların  davaları onların da davalarıydı.


         Bir zamanlar çocuklar  '' Ben nasıl dünyaya geldim?''  sorusuyla büyüklerini terletirdi. O da neymiş? Esas bu soruya yanıt bulun sevgili büyükler.



        Sağlık ve huzur dileklerimle.

         


        

22 Mayıs 2013 Çarşamba

NE ÇEKTİM BE YAHU :(




       Vaktaki zamanın  akilleri,  yazın gelişini '' karpuz kabuğunun denize düşmesi '' ile tanımlamışlar. Hayır efendim,  artık dört mevsim bu iri meyvayı bulabildiğimize  göre bu  fikir çürümüştür. Ben, yani bugünün akili bu sözü değiştiriyorum: ''Sivrisinek kanımızı emmeye başladığı gün yaz gelmiştir. ''


        Bir kaç gecedir beni canımdan bezdiren bu mahlûkların varlığı ile yazın geldiğine iyiden iyiye inandım.  Müzikâl her türlü nidayı zevkle dinlememe karşın, onların gerdaniye çığlıklarının beynimde yarattığı titreşimler,  tüylerimi diken diken etmeye yetiyor.


        Aslında  itiraf etmeliyim ki bu jumbo-jet duruşlu minik yaratıklar tüm zamanların akili. Mevzilerini, stratejilerini, taktiklerini ve saldırılarını zamanlamadaki ustalıklarını canımı yakmasalar, hayranlıkla izleyeceğim.


        Ne çektim - çektin... diye başlayarak devam eden  dillere pelesenk olmuş son günlerin popüler cümlesine , yani Yalan Dünya dizisinin sevimli Vasfiye Halası'ndan kaynaklanan bu cümleye artık ''yeter, kabak tadı verdi'' diyenlerden olmama rağmen, bu yaratıklarla ilgili geçmiş ve gelecekteki duygularımı başka türlü anlatamazdım. Evet, çok çektim çoook.


        Belki diyeceksiniz '' dünyanın çivisi çıkmış, başka derdin mi yok? ''  Güne gözlerinde '' + ''  işaretleri ile başlamış  biri olarak YOK   İŞTE   YOK .   :-(

 

        Sağlık ve huzur dileklerimle

       
    

19 Mayıs 2013 Pazar

NİCE YILLARA






19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA- GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN



Efendiler!

Yüzyıllardan beri Türkiye'yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir, fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir:
Türkiye'yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde karşılayabiliriz: O da artık Türkiye'de, Türkiye'den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu düşünceyle hareket ederek her türlü selamet ve mutluluk hedeflerine ulaşabiliriz.

                                                                                                                   ATATÜRK
                                                                                   1924



Milli Eğitim Basımevi 1988 Atatürkçülük/Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri adlı kitabın 127. sayfası



      

25 Nisan 2013 Perşembe

BU BAHÇE :(







       Canım Nino'm   bana  bir hoşluk yapıp Mersin'de  iki yıl okuduğum (2-3. snf) okulumun fotoğrafını çekip getirmiş. Bir zamanlar ben de bu bahçede koşuşturmuş, kapısında bekleşen seyyar satıcılardan ipe dizili alıç yemiş, şalgam suyu içmiştim. Ne güzel, okulum hiç değişmemiş. :)


       Benim bu bahçede , bu bahçenin bende bıraktığı öyle bir iz var ki, ne bu bahçe beni, ne de ben bu bahçeyi unutamam. (Bu nasıl bir cümle yahu?? )


       Sadede gelmeliyim artık. Evet, benim densizliğim yüzünden beş yaşında başlayan eğitim hayatım  ( o günki Rayegân'ı bugün elime verseler evire çevire döverim)  bu okulda 6-7 yaşlarını sürdürdü. 


      Bir 10 Kasım öncesiydi. Sevgili öğretmenimiz  törende okumamız için şiir ezberlememizi istemiş ve evde bunu dile getirdiğim an itibarı ile Asu'cuğum, büyük bir titizlikle bana şiir arama çalışmalarına başlamıştı. Nur içinde yatsın, büyük şair Bahçet Kemal Çağlar'ın  Nöbetçi Millet şiirinde karar kılan mükemmeliyetçi yengeç Nino'mla geceli- gündüzlü hummalı bir çalışma içine girivermiştik.


      Ben koltuğun üzerinde ayakta, Nino'm elinde şiir kitabı atakta, o söyler ben söyler vaziyetlerinde...  Tören gününe kadar durum böyle devam etti, gitti. Hiiiç unutmuyorum o hallerimizi.


      Anma günü gelip merasim başladığında şiirin tek kelimesini bile hatırlayamayacak kadar heyecanlı ben, kürsüye çıktığım andan itibaren ''minik fare kükredi'' misali coşkuyla okudum, bitirdim şiirimi. Onbir mısralık Ey... diye başlayan bölümde de  aynen Asu'nun öğrettiği gibi gereken vurguları  yaptım. Eeeeeyyyyyy...


     Öğretmenimin ve  okul müdürümüzün  gözündeki takdir ifadesini  unutmuyorum. Görevini başarıyla tamamlamış bir öğrenci edasıyla sırama geçtiğimde kendimi, ne kadar da hafiflemiş hissetmiştim oysa. İşte bundan sonrası  tam anlamıyla bir felâketti. Şiirin etkisi geçinceye kadar teneffüsler benim için adeta bir işkenceye dönüşmüştü.


     Her sınıfta emsallerine rastlanan bir gurup şamatacı veledin teneffüslerde beni  ''Eeeeyyyy, eeeeyyyyy...''  diye kızdırması, onları susturma çabası içerisinde peşlerinden kovalamama  neden olmuştu. Günlerce süren bu koşuşturmada tabii son çare öğretmendi.


     Veee  işte ben bu bahçeye en içli, en duygulu Eeeyyyy'lerimi   bıraktım.

 


NÖBETÇİ MİLLET
Yaradan hey Yaradan!
Dört yıl değil bin yıl geçse aradan
Sensin ateş diye kanımızdaki
Sesin ışık diye önümüzdeki!
Ey yanımızdaki
Beş on mermere, bir avuç toprağa sığan
Sınırsız mavi umman hey!
Yeni kıyılar bulur, yeni yarlar kazardın
Sen her köpürüp taşmanda;
Her konuşmanda
Milletin alın yazısını yeniden yazardın.
Bakışların inanmayanı ezerdi
Sağ kolun bir tırpana benzerdi:
Başlardı yurt tarlasında düşüncenin hasadı.
Cümlelerin ya örsten kalkardı
Ya çıkardı kından.
Başak saçların sarkardı harman alnından:
Halk, biçilmiş ekin gibi, düşerdi dizlerine.
Milyonlar katılırdı sözlerine
Mıknatısa koşan zerreler gibi.
Köhne kanaatler, köhne küreler gibi
Sözünde çarpışıp düşerdi.
Tam sustuğun gün kıyamet oldu
Tam konuştuğun anlarsa mahşerdi:
Rab, gökte "dinleyin" derdi meleklerine;
Yıldızlar girerdi yeni mahreklerine;
Nehirler kavuşurdu yeni denizlerine:
Halk biçilmiş ekin gibi düşerdi dizlerine.
Şimdi nöbetçi olmak için Anıtkabrine
Tamamlayabilmek için tavafını
Sarmış yalın kılıçlar gibi etrafını
Tutuyor nöbet.
Bu millet:
Bu, vaktiyle ayaklarını ummanlar yalayan
Bu, üç kıtayı atının nallarıyla damgalayan
Bu, Timur'u, Atilla'yı, Oğuz'u
Bu, Yıldırım'ı, Fatih'i, Yavuz'u
Bu, seni yetiştiren ulu millet.
Vakar ve haysiyetle dimdik
Uyanık, tetik
Anıtkabrinde tutuyor nöbet.
Dünya dönüp dolaşıp
Boğazlaşıp dalaşıp
Ergeç ve ancak
Milli misaklarda karar kılacak.
Ey en büyük usta!
Düşünen olmadı bu hususta
Senden evvel ve senden ileri.
İlk müjdeyi, ilk haberi
Senden almıştı cihan
Ta o zamandan
Anlayamadığına yansın.
Sen, dünyanın dönüp dolaşıp geleceği
Uğrunda milyonların seve seve öleceği
En büyük maksat için
Dünyaya ilk karşı koyansın.
Nasıl içimizdeysen bütün varınla
İşte öylece dünya davalarındasın!
O ışık saçların, o alev sözlerinle
O gök gözlerinle sen.
Ey ıssız geceler içinden
Bize eşsiz sabahı getiren!
Ey asırlardır dul bayrağın eşi
Ey geceyarılarımızın güneşi
Ey ışık saçlar
Ey yele kaşlar
Ey çekilmiş hançer bakışlar
Ey fikri döven şakaklar
Ey kalem parmaklar
Ey ay-yıldızlı el
Ey en güzel
Ey en büyük
Ey Atatürk!
Getir dudaklarını bir bir alnımıza koy
Dağlansın ateşinle bu soy.
Oy Atatürk oy...
İrkilmez Ata çocuğu irkilmez:
Zaptedilmez, Atam, zaptedilmez
Biz varken senin hisarının burçları:
Bakışlarımız kılıç uçları
Bekliyoruz devrimini biz.
Çökmeyeceğiz diz
İsterse hayat zehrolsun
İsterse refah kahrolsun
İsterse kurşun düşsün yanımıza belimize
İsterse geçinmek için bir dilim
Kuru ekmek geçmesin elimize.
Halel gelmez bizim ateşimize;
Dünya düşse peşimize
Yer sarsılsa yerinden
Ne senden geçeriz, ne senin eserinden.

Behçet Kemal Çağlar

31 Mart 2013 Pazar

BİR MİM'İNİZ VAR



Blog aleminde ilk kez ve Sevgili Blogger arkadaşım SİS tarafından mimlendim. Elimden geldiğince sorularını yanıtlamaya çalışacağım.
            
***********************

Etkinliğe Katılmak İçin Kurallar;
1. İlk olarak Liebster Award (Favori Kitap Blogu) logosunu kullanmak.
2. Seni mimleyenin 11 sorusuna cevap vermek.
3. Kendinle ilgili 11 gerçeği açıklamak.
4. Takipçisi 200 altı olan 11 tane blogu mimlemek ve onlara 11 soru sormak.

 

BANA GELEN SORULAR:

1- Farz edin ki blog yazma işi bitti, ama siz de yazmaya alıştınız. Ne yapardınız?

  -Akan suyun önü kesilmez. Demokraside (kalırsa?) çare tükenmez.Diğer blogger arkadaşların peşine takılır, yeni aleme akar giderim.

2- Herkesin hayatında illa bir kültür ögesi vardır; müzik, kitap, film gibi. Sizinki nedir?

   -Her tür müzik, müzik, müzik.

3- İnsan olmak adına insanlık için en son ne eylemde bulundunuz?

   -''İnsan olmak'' günümüzde bi hayli  değer kaybetse de, kendimize mâl ettiğimiz sürece huzur bulduğumuz yüce duygu. Soluk aldığımız her an bunun bilincinde olmamız gerektiğine inanıyorum. 
    Bu tür gerçekleştirdiğim eylemleri yüksek sesle dile getirmek pek hoşuma gitmese de, madem sorulmuş diyerek yanıtlayayım: ÇYDD aracılığı ile, bir gurup öğrencinin yaşamını kolaylaştırmak adına yaptığım yardım ve destektir.  
       
4- Hayvan sever olarak tanımlanabilen bir insansanız eğer sokak hayvanlarının ülkemizdeki şartlarını iyileştirmek adına fikirleriniz nedir?

   -Kendimi, sivrisinek hariç tüm hayvanların manevi annesi gibi hissediyorum. Sokak hayvanlarının sağlıksız barınaklarda değil, insanlarla birarada yaşamalarını istiyorum.  
Hatta, yüzde yüzü kullanılmayan okul bahçelerinin bir bölümünün onlara ayrılmasını, çocuklara küçük yaşta hayvan dostluğu ve sevgisi aşılamanın  en güzel yolunun bu olacağına inanıyorum.  
    
5- Hayal kuruyorsanız eğer en sevdiğiniz hayaliniz nedir?

   -''Haydi biraz da hayal kurayım'' diye mesai ayırdığım bir zaman dilimim olmamakla birlikte, bunaldığım zamanlar önümde beliriveren hayallerim var. İlk aklıma gelen; bahçesinde kümesi, çiçeği- sebzesi, kedisi-köpeği ve yıkandığında taş kokan taşlığı ile mütevazi müstakil bir ev . (çocukluğumdaki gibi)

6- Hiç inançları sorguladınız mı? Sorguladıysanız hangi inancı ve varabildiğiniz sonuç nedir?

   -''İnanç'' çok derin bir kavram: Bir kişiye ya da görünmez bir güce. Olmazsa olmazımızdır. Kişi veya  kişilere olan inancımız yaşadıkları süreyle sınırlıdır. Oysa,  zaman zaman başımızı okşayan müşfik bir el, zaman zaman omuzlarımızdan sımsıkı kavrayarak bizi desteklediğini hissettiğimiz, kimsenin umurunda değilken O'nun tarafından farkedildiğimizi bildiğimiz ve sevgi ile ruhumuzu teslim ettiğimiz  görünmez bir yüce varlığa inanıyorsak kendimizi EKSİK hissetmeyiz.
İnançlar, inananları olduğu için vardır. Bu bağlamda, herkes sadece kendi inancını sorgulamalı, diğerlerine saygı duymalıdır.

7- Başkalarıyla en çok neyi paylaşıyorsunuz ve neden?

   -Samimiyetimi. Maskeye alerjim var.

8- Dünya üzerinde ölmeden önce mutlaka görmeliyim dediğiniz yer veya yerler var mı? Neden?

   -Uzağa gitmeye gerek yok. Doğu Karadeniz'in uçsuz bucaksız yaylalarını görsem yeter.

 9- Tam olarak kim olduğunuzu 3 cümleyle anlatabilir misiniz?

   -Vallahi yarım olarak bile anlatamam.(bu birinci cümle) Söyleyebileceğim tek şey; sevenlerimin beni bulmak için gazeteye ilân verecek kadar çok sevdiği, sevmeyenlerimin yolunu değiştirecek kadar nefret ettiğidir.(bu ikinci cümle)  Galiba ismim gibi  azıcık farklı bir karakter,  nev-i şahsına münhasır  bir eksik eteğim.

10- Sizce yazılı dünya tarihi cidden gerçekleri mi anlatmaktadır? 

   -Yazılı belgelerin birbirinden farklı  , tarihçilerin halâ tartışıyor olmaları gerçeklik konusunda kararsız kalmama nedendir.

11- Bu tarihte olmasaydı dünya farklı olurdu diyebileceğiniz önemli bir tarihi kişilik var mı, varsa kim?

  - Adolf Hitler.

                            
 **********************************

   KENDİMLE İLGİLİ ONBİR GERÇEK:
  1-Bloguna yeterince zaman ayıramayan, sorumsuz bir bloggerim.

  2-Düşüncelerimi paylaşır, duygularımı kendime saklarım.

  3-Kutlanmak üzere adı konmuş günleri  ve  bayramları hiç sevmem.

  4-Katıldığım bir toplulukta kıyı, köşe- bucak tercihimdir.

  5-Ben... diye başlayan cümlelerle kendisini öven, çok özel yaşantısını  paylaşan insanlardan bucak bucak    kaçarım.

  6-İltifatı sözde değil, davranışta ararım.

  7-Hırssız, rekabetten uzak, kanaatkâr yapım, başarı grafiğimin hep ortalarda bir yerde kalmasının nedenidir.

  8-Rahmetli Kemal Sunal gibi yüzümde hep bir tebessüm hali vardır.

  9-Sofrada tabaklara ''yeter'' den sonra inatla koyduğum bir kaşık daha yemek yüzünden lâkabım ''son kaşık''tır.

10-Programsız, paldır- küldür işler canımı sıkar.

11-Hem miyop, hem hipermetrop hem de sıkı bir solağım.



 BENİM SORULARIM:

 1- Blog ve blogger sözcüklerinin  Türkçe'leştirilmiş karşılığı sizce ne olmalı?  

 2- Ne tür kitap okumaktan hoşlanırsınız ?

 3-Geleceğe dair en büyük endişeniz nedir?

 4- Hayvan sevgisini nasıl tarif edersiniz?

 5-Başka bir ülkede yaşamanız gerekseydi  nereyi tercih ederdiniz? Neden?

 6- İlgilendiğiniz  bir  san'at dalı var mı? 

 7- Arkadaşlarınız sizi nasıl tanımlar?

 8- Bir çok  gıda maddemiz ,   ''SAĞLIĞA ZARARLIDIR'' etiketi yapıştırılacak kadar tehlike içermekte. Bu konuya bakış açınız nedir ,  ne önerirsiniz?  

  9-Sürücü - yolcu - yaya olarak bulunduğunuz ilin trafiği hakkındaki olumlu- olumsuz görüşlerinizi  paylaşır mısınız ? 

10-Kendiniz veya bir yakınınızın sağlık sorunu  nedeniyle gittiğiniz sağlık birimlerinde,  anlatmaya değer bulduğunuz olumlu- olumsuz   yaşanmışlığınız var ise anlatır mısınız? 

11-Bir fobiniz var mı? Varsa üstesinden gelmek için ne yapıyorsunuz?    


***********************************

Beni izleyen sevgili 30 blogger arkadaşım,

Yukarıdaki şartlara uygun iseniz lütfen siz de benim MİM'imi kabul edip yanıtlar mısınız? 

Beni kırmayacağınız ümidi ile şimdiden teşekkür ederim.

Sağlık ve huzur dileklerimle.

2 Mart 2013 Cumartesi

MER mi? HABA mı?



           
       
                                                                O da nesi?

          
                 İslâh ve iflâh olmayacağım  bir davranış biçimim. Bir topluluğa girdiğim zaman selâm vermek, bir araçtan inerken iyi günler dilemek, bir alış - veriş bitiminde hayırlı işler dilemek. Karşılık bulur mu? Çoğu kez havada bulut... misali semaya karışır gider.


                 Sağlam teknolojik ürünleri  ve araçları ile takdir ettiğimiz Japon kardeşlerimiz, bu konuyu da sağlama almışlar ki, selâmlaşmalarını bir tören haline getirmişler. Yarı beline kadar eğilen bir Japon'un selâmını görmemek ve de alıp kabul etmemek herhalde pek mümkün olmadığı için, karşısındaki kişi de bir o kadar eğilip bu medeni davranışa gereken yanıtı vermek zorunda .  Oysa bizler, yarı tebessümle karışık  mırıl mırıl bir merhabayı duyurmakta güçlük çekiyoruz. (Bu en iyimser tahmin) 


                 Eskiden çok kızıp, üzüldüğüm bu durum, artık eğlenceli bir gözleme dönüştü benim için. Girdiğim topluluğa yolladığım MERHABA'ma gelen tepkiler:

                 A) Aynı sıcaklık ve güler yüzle bir MERHABA.
          
                 B) Meşgulse kişi, başını yukarı aşağı sallayarak ALDIM- KABUL ETTİM.

                C) Benden pek haz etmiyor ise NAMAZDA SELÂM POZİSYONU (Başın sağa veya sola çevrilmesi) 

                 D) Beni yok sayıyorsa BOŞ BOŞ GÖZLERİMİN İÇİNE BAKIŞ 

                 E) Selâmlaşmanın gereksizliğine inanıyorsa... Bakışları tepemden aşıp, arkamdaki duvarda asılı resmin eğriliğini tesbit etme çabasında olma durumu. MER mi? HABA mı? o da ne? ler. 
                                                                            
                Alış- verişde çok şükür bu kadar çeşitleme olmuyor. Hele hele sinek avlayan bir mağazadan eli dolu çıkıyorsanız, ayağınızın altına bir halı sermedikleri kalıyor. Bir de 3ü 5 e satmışlarsa yüzlerindeki gülümsemeye tahin- pekmez karışımı gibi, bazen vicdan azabı, bazen kuntiz bakışlar eklenerek coşku tuhaf bir hâl alıyor.  
              

                Beni en çok inciten, blog, blog  yazılar yazdığım, sevdalısı olduğum minibüslerin saygıdeğer kaptanlarına duyuramadığım ya da duymazdan geldikleri  İYİ GÜN-  İYİ AKŞAM  dileklerim.

                 Artık beyinlerini okuyabiliyorum :

                 a) Sana mı kaldı benim iyi günüm, akşamım.

                 b) Konuşacağına biran önce in be hanım, daha önümdeki minibüsle yarışacağım. . .


                 Sayelerinde, kazaya- belâya karşı ne çok dua öğrendim. Bu iyiliklerini unutmayacağım.
                 ............


                 Eveeet, özetle BEN BİR SELÂMLAŞMA ARSIZIYIM. İsteyen alsın, istemeyen almasın.


                 Hepinizi saygıyla, sevgiyle selâmlarım.




                 Sağlık ve huzur dileklerimle.



                 

10 Şubat 2013 Pazar

EN ŞİRİN HALİ




 
          Konumuz görüldüğü kadar ağır değil. Yani Yunan Mitolojisi ile falan bir ilgisi yok. Sadece resimden yararlanmak istedim.  Bu, Sevgili Rahmetli Anneanneciğim'in, başına kına yaktıktan sonra, üzerine yapıştırdığı asma yapraklı halini çağrıştırdığı için seçtiğim bir resimden ibarettir. 



           Evet, O çok ilerlemiş yaşına rağmen kendisini bırakmamış bir hanımefendi idi. Bembeyaz saçlarını ateş kırmızısına dönüştüren kınalama eylemi, resmen bir törene, şölene dönüşürdü evde. Sevmediğim kokusuna rağmen yanıbaşından ayrılmaz, O'nu izlerdim. İşin en eğlendiğim kısmı ise asma yaprakları ile kaplanmış kafasını izlediğim süreçti. Gerçekten çok şirin olurdu.
Sonunda bir de serçe parmağını şenlendirir, biraz da ona sürerdi kınadan.



            Dediğim gibi çok bakımlı bir hanımdı Anneannem, cebinden yuvarlak aynası ve Pertev kremi eksik olmazdı. Eline fazla gelen kısmını benimle paylaşırdı.



      
            Gezmeye gideceği zaman, evde hangisi varsa (fındık veya ceviz) ucunu yakıp, doğal sürme yapardı gözlerine. Ve evden çıkmadan önce mutlaka akranlarının getirdiği, bizleri ağzımızdan nefes almak zorunda bırakan ağır hacı yağı kokusunu sürmeyi asla unutmazdı.



            Siyah başörtüsünün altından hilâl şeklinde çıkan perçemi ile artık AHİRETLİK dediği dostlarıyla biraraya gelme zamanı...


             -Ver elini Rayuş, Lütfiye Hanım Teyze'nlere gidiyoruz. :-((     (Gider misin değil.)

                     ******************


            Nereden geldiyse aklıma, paylaşmak istedim.




            Sağlık ve huzur dileklerimle.






1 Şubat 2013 Cuma

APARTMAN SAKİNLERİ



       

        Kim demiş? Neredeymiş?
        
      Bazı  görevlerimiz vardır.  Üzerimize yapışır kalır. Yıllardır üstlendiğim, ömrümün kara günleri diye adlandırdığım apartman toplantılarına  asaleten, vekâleten katılmak, benim için böylesi bir şey. 
Yine, geçtiğimiz pazar günümü  rezil, beni de sefil etmeyi başardı.

     
     İlânı, bir ay öncesinden girişteki panomuza asılmasına karşın,  on kişi ile başlayan   toplantımız bayır çıkan beşinci el kamyon performansında yapılmaya çalışıldı. Düğünlerde , zorla oynamaya kaldırılan gelin- damat yakınlarının direnmesine benzer bir şekilde ,  kolundan çeke çeke getirilen bir-kaç ilave komşu sayesinde başlayabilen toplantımız ilginç görüntülerle devam etti gitti.  


   Toplantıya damgasını vuran, kiminin bir, kiminin iki cebinden Teksas kovboyları gibi çıkan cep telefonları oldu. Kimilerini çok iyi tanımasam da, cep telefonlarına yerleştirdikleri melodiler sayesinde CEP FALI bakarak kişilikleri ve tercihleri konusunda fikir yürütebildim.  


   Bir saat gecikmeyle başlayan toplantımız BÜYÜKünü aratmayan TKMM gibiydi.Yani açılımı Türkiye Küçük Millet Meclisi.Meğer ne zormuş MEBUS olmak. Benim için ABUS olmakla eş değer. Yok yok aldıklarını hak ediyorlar. Oralarda oturmak her baba yiğidin harcı değil anladım.


  Satır arası: Bilgisayarım iyice asiliği ele alarak yazı türümü kafasına göre değiştirdi. Mevzuuu canını sıktı galiba.


  Gelelim başlık olarak seçtiğim, APARTMAN SAKİNLERİ sözüne. Yaşı yetse, bunu Cem Yılmaz'ın bir esprisi mi diyeceğim. Otuz haneli bir apartmanda kim sakin olabilir ki! Mutfak penceresinin demirlerinden hamsi kafası toplayan ben mi, asansörlerin kapısını açık bırakarak meşgul edenler yüzünden mağdur olan Ninom mu? Daha neler neler...


   
     Netice;  halledilemeyen sorunlar, alınganlıklarla ört bas edilen hesapsızlıklar, gereksiz masraflar... yani çok sesli kötü bir HİCAZ FASLI. İncelebilen incelsin misâli.


     Ve eve dönüşte ağrıyan başımla değişmeyen hayalim: İKİ GÖZLÜ MÜSTAKİL BİR GECEKONDU.



    Sağlık ve huzurla kalın.


19 Ocak 2013 Cumartesi

SESSİZ SEDASIZ





     Sessiz sedasız giriverdiğim yeni yaşıma kattığım yeni ses; gönül gözü açık, koca kafalı sazım. Kendi kendime aldığım HER YIL YENİ BİR MÜZİK ALETİ kararımın bu yılki talihlisi mi, talihsizi mi bilemedim, yaldır yaldır parlayan bağlamam. Kendi güzel, sesi daha da güzel bu şirinlikle henüz tanışma aşamasındayım.



    Kılıfından çıkartıp sapıyla el sıkıştığımda O'na '' Hey Dostum, Ben Rayegân '' dedim ve yanıtını almak üzere mızrabı tellerine dokundurdum. Sanki teller birbirine ''Neeeee?? Kimmiş?? '' dercesine garip garip çığlıklar attılar. Akortları attı. Olsun, ben alışığım. Bir gün onlar da öğrenecek elbet. 



    Müziksel anlamda, zamana karşı yarış içerisindeyim. Hani, sınavın sonuna doğru açılan zihinler gibi. Vakit daraldıkça daha fazlasını öğrenme isteği bende telaşa dönüştü. Keşke bu uğraş için ayırabileceğim daha fazla zamanım olsaydı. 



   Yeni yaşıma gelince; hoş gelmiş, hoş gitsin isterim. Başka ne diyebilirim. Bu saatten sonra elbette büyük beklentilerim olamaz. Bu günümü aramayayım yeter. 
   
  
  
   Birbirinden güzel türkülerimizi tele dökmeme katkı sağlayan Canım Ninom'a bir kez daha teşekkür ederim.



   Sağlık ve huzur dileklerimle.


  

  
                    

1 Ocak 2013 Salı

01.01.2013







            Bu resmi yayınlamaktan hicap duysam da, şu anki durumum bundan ibaret. Düne kadar uslanmadan ümit beslediğim iki adet bilet ( birini sol, diğerini sağ elimle çektiğim) karşımda bel bel bana bakıyor.


   
    Soldaki görüntünün değere dönüştüğü bilete sahip olanlara kem gözle bakmayıp, güle güle harca diyorum. Sağ taraf için ise ŞANSZEDELER klübü kurdum, bekliyorum.



         Her yıl eşi dostu uyarıp talkım veren, gece 24.00 de nar kırma töreni düzenleyen ben, ne olduysa bu yıl unuttum gitti. Sabah yan komşunun kapısının önünde parçalanmış bir adet narı görünce kendime geldim. Eeee yaşlanıyoruz. :(


   
        Konuyu yine bilete getireceğim. İşi bitmiş, görülmüş, bilumum fişi- faturayı buruşturup çöpe atsam da, bu biletler önümüzdeki yılbaşına kadar elimin altında olacak. Şimdilik  internetten sorguladığım, bugün alacağımız gazetede numaraların arasında gezindikten sonra bayiiden alacağım listeden de teyit edeceğim numaralar, gerekirse bir Ankara yolculuğuna kadar uzanıp Milli Piyango İdaresi'nin ilk kayıdı ile karşılaştırılmadıkça ikna olmayacağım. :)



         Şaka- maka derken yeni bir yıla daha girmeyi kısmet etti Yüce Rabbimiz. İyisi ile kötüsü ile, yaşadığımız her bir gün için O'na şükretmeliyiz.



        Sağlık ve huzur dileklerimle.





31 Aralık 2012 Pazartesi

NİCE MUTLU YILLARA






                       
TÜM BLOGGER DOSTLARIMIN YENİ YILINI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE


KUTLARIM. HER ŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN. 






27 Aralık 2012 Perşembe

DÖRT YIL OLMUŞ








            Sessiz sedasız dört yılı geride bırakmış, beşinci yıldan gün almaya başlamışız Sevgili Blog'um. Dönüp de geriye baktığımda, yazdıklarımı okuduğumda , sana ne kadar haksızlık ettiğimi anladım.  Elime ne geçerse attığım ABUR- CUBUR çekmecesi gibi doldurmuşum seni. Oysa sen çok daha iyilerine lâyıktın.


          
     Bundan sonrası için sana '' Daha güzel ve kaliteli yazacağım '' diye  söz verebilir miyim? Hayır, veremem. Ben, fırsat buldukça yazılarını okuduğum (yorum yapmasam da) değerli Blogger Arkadaşlarımla  H2N-CO-NH2 yarışına girebilir miyim? Aslaaaa. Onları hazır yeri gelmişken bir kez daha sevgiyle kucaklayıp, takdir ettiğimi belirtmek isterim.
         
           
           Üzgünüm, yeni yılda da yazacaklarım bundan farklı olmayacak. Ne demiş atalarımız '' Hiç bir blog  bloggerini seçemez.''  Benimle böyle estek- köstek devam edip gideceksin yani. Ne yapalım bu da senin kötü kaderin, kem talihin. 


         
          Blogger dostlarımın teselli yorumlarını elimde mendil, gözümde yaş, okumak istemediğim için bu yazımı yoruma kapatıyorum. Sevgiyle kalın.



    Sağlık ve huzur dileklerimle.




   Akçay'a, Nino'ma ve Niloş'uma kucak dolusu sevgiler.
     



                                            

19 Aralık 2012 Çarşamba

NaCl



      



     Bugün, kimya bilgilerinizi sınamak üzere vükelâca bir başlık kullandım. Neymiş efendim NaCl =  Sodyum klorür = Tuz. Azının da, fazlasının da vücudumuzda ne denli olumsuzluklar yarattığından haberimiz yokmuş meğer.



      Şu sıralar, eksikliği ilgi alanımız kapsamında. En belirgin belirtilerinden biri depresyonmuş.'' Allah ağzımızın tadını, tuzunu eksik etmesin.'' diyerek evrene güzel bir dilek yolluyorum bu arada. Ne diyorlar buna: O L U M L A M A . {;-))



              Gelelim çocukluk yıllarımızın, zevkle izlediğimiz gölge oyunu Karagöz- Hacivat'a ve karakter oyuncusu Tuzsuz Deli Bekir'e. İçip, içip,

 ''HEEEEEEYT ANAMI KESEN BEN, BABAMI KESEN BEN, VAR MI BANA YAN BAKAN ''  

diye naralar atan bu  kabadayı tiplemesine takıldı kafam son günlerde. Bu arada ek bilgi: DELİ sıfatını hiç de kötüye kullanmamış Sayın Bekir. Mahallede asayişi koruyup, haklıyı kollayan haksızı cezalandıran bir zatmış. Peki, adamceğize niye TUZSUZ demişler. Araştırdım, soruşturdum; doğan çocukların sofra tuzuyla tuzlandığı bir geleneğin tuzlanmamış bebesi olduğu bilgisine ulaştım. Yani emsalleri sodyumklorürlenirken o H2O ile yani sade suyla idare etmiş. Yani bünyesi, ilk tuzunu alamamanın yoksunluğunu yaşamış. 



      Tabii vücudundaki tuz küskünlüğü ileri yaşlarında depresyona neden olmuş(Bu da benim yorumum).  Eee, o zamanlar Tebabet-i Ruhiye bu günki seviyesine ulaşmadığı ve her türlü psikolojik rahatsızlığın adı delilik olduğu için zavallıcığa lâkap olarak yapışıp kalmış. Sana bir özür borcumuz var Bay Bekir. 


      Mekânın cennet olsun, nurlar içinde yat.


             Tüm dostlara sağlık ve huzur dilerim.
              




12 Aralık 2012 Çarşamba

HER ŞEYİN BAŞI ......


Elbette SAĞLIK...








  12.12.2012 çılgınlığı yaşadığımız; nikâh salonlarının dolup taştığı, valizini hazırlamadan, kendisini hazır hissetmeden dünyaya bileti kesilen onlarca çocuğun doğduğu bu gün, biz de bu hareketliliğin istemeden içinde buluverdik kendimizi.



  Bir süredir Asu'cuğumun sağlık sorunlarının üstesinden gelebilmek için yollara düştüğümüz, o doktor senin, bu doktor benim koşuşturmacamızın son durağı bugün gittiğimiz Acıbadem Hastanesinin herhalde en sevimli Endokronoloji uzmanı Doç. Dr.un odasında, GÜNÜN MEANÂ VE ÖNEMİNİ dolu dolu yaşadık.



  Sevgili Paçoz'umuzun kaybı ile başlayan, Ninom'un yaşadığı ruhsal sarsıntıyı onarabilmek amacı ile gittiğimiz son doktorumuzunun önerisi üzerine yapılan bir dizi tahlil sonucu ile birlikte bu gün, kendimizi az önce sözünü ettiğim endokronologun odasında bulduk. 



  Yola revan olduğumuz sabahın erken saatlerinde, uykusuz ve sıkıntılı bir gece geçiren Asu'cuğumun yüzündeki endişe, doktorun koyacağı teşhise kadar geçmeyecekti. Oysa bir gece önce bu konuda ehil arkadaşlarla uzun uzun istişarelerde bulunmuş, içimizi rahatlatmıştık. 



  Neyse daha fazla uzatmadan doktorun odasına girelim artık:


  Hafiften doğrularak bize oturacağımız koltukları kibarca eliyle işaret eden şirin doktorumuz, bir yandan mıırmırmır, mırmırmır söylediği şarkıyı kesmeden elimizdeki şişkin tahlil dosyamızı aldı.  ''Hımmmm''  dedim içimden. '' Tıp Fakültesinin havasından mı suyundan mıdır bu müzik aşkı? '' Tahlilleri incelediği ve bilgisayara yüklediği sürece mırıltısı hiç kesilmedi. Biz merak ve şaşkınlık içinde birbirimize bakınırken, nihayet başını kaldırıp bir şeyler söylemeye başladı. Teşhis: H O Ş İ M A T O. Yani troid bezi iltihabı. Bağışıklık sisteminin zayıflaması ile ortaya çıkan bir hastalık. 


  Bize çok tanıdık gelen Orta Anadolu şivesi ile konuşmaya başlayan Doktor'umuzun ağzından adeta bal damlıyordu. Biz bu ilk kez duyduğumuz hastalığı hoşimato, hoşimato diye özümsemeye çalışırken O anlatmasına devam ediyordu. Bu hastalığı bulan doktorun adı imiş Hoşimato. Sonra elini masaya vurarak '' Bugün 12.12.2012. Bu masayı nikâh masası kabul edin. Ben de nikâh memuru Hoşimato. Yazdığım ilaç ile sizi evlendiriyorum.'' 


  Daha fazla kendimizi tutamadık ve Asu ile  aynı anda PU HA HA kıvamında uzunca bir süre güldük. Bir doktor odasındaki hastadan  yükselebilecek son nidadır herhalde kahkaha. Allah da O'nu güldürsün. Bu kadarla da kalmadı gülüşmelerimiz. Yaptığı muayenenin ardından Asu'cuğumun kilo ve boy ölçülerini alırken ''Niye 2 cm eksik? '' sorusuna '' Çok yıkanma, bak çekiyorsun.'' gibi anlık şirin esprileri havada uçuştu. Odasından çıkarken hepimizin ağzı kulaklarındaydı. 12. 12. 2012 ve HOŞİMATO. 


  Dilerim; henüz almaya başladığı ilaçları tez vakitten eski sağlığına kavuşturur Asu'cuğumu. Henüz işimiz bitmedi. Hepimiz için pırıl pırıl aydınlık günler getirsin 2013. 




  Sağlık ve huzur dileklerimle.     



   
 
    

30 Kasım 2012 Cuma

SON NEFES






Yarım kalmış bir yazımı tamamlamak üzere bilgisayarımın başına oturdum. O günü ve tüm duygularımı imlecim izin verirse aktarmaya çalışacağım.


Şükrü İnci'nin ölüm haberini aldığım  O gün, bende ne kadar özel bir yeri olduğunu üzüntümün derecesinden anladım. Henüz Halil Karaduman'ın şokunu atlatamamışken, bu da nesiydi?


Her konserimizde taksimlerini zevkle dinlediğim, güler yüzlü, mütevazi ve görevini kendisine verilen süreyi aşmadan, hakkıyla yerine getiren bir kişi idi. Konser sonunda biz koristleri tek tek kutlaması; ''Çok iyiydiniz'' demesi ne büyük bir nezaketti. 


Bütün bu duygular içinde, bilgisayarımın başına oturup bir şeyler yazmaya çabalarken,daha önce de yakındığım köhnemiş aletimin bana gösterdiği direnç, tüm duygusallığımı, hatta  göz pınarlarıma birikmeye başlayan göz yaşlarımı bir anda öfke seline dönüştürdü. İmlece hakim olamamak... Tuşlara değil dokunmak, önce çekiç, daha sonra balta şiddetiyle vurmak bile yazımı tamamlamaya yetmedi.


Hayatımda ilk kez iki farklı duyguyu peşpeşe yaşadım. Üzüntü ve öfke. Bu arada rastgele vurduğum tuşlardan bir tanesi de geçici olarak yazımın yayınlanmasına neden oldu.


Son Nefes başlığını kullanma nedenim, ilk aklıma gelen merakımdı. Aceba son çaldığı, klarnetiyle söyleştiği son eser neydi?


Nur içinde yat Şükrü İnci.



10 Kasım 2012 Cumartesi

BENİM İÇİN 10 KASIM






        Bestekârlığının  yanı sıra din adamı kimliğiyle de tanıdığımız Hafız Sadettin Kaynak'ın, Atamıza sunduğu bu doyumsuz naatı  ile, bu 10 Kasım'a farklı bir anlam katmak istedim.
  

                                                                        VE
       

                               SEN          OLMASAYDIN         BİZ           OLMAZDIK


                       sloganıyla Ata'mıza minnetle bir kez daha en derin saygılarımı sunuyorum.

--------------------------



                                       Günlük sohbetlerimiz arasında sık sık yinelediği :


              ÖYLE BİR GÜNDE ÖLECEĞİM Kİ  BENİ KİMSE UNUTMAYACAK 


sözlerinin sahibi Canım Ağabeyim, Danikuş'um da eminim, bugün bizler gibi bir çok seveni tarafından       özlemle  anıldı. 


                             MEKÂNLARI           CENNET            OLSUN   




         

3 Kasım 2012 Cumartesi

BEKLENEN GÜN :-))



 Bu sabah çalan kapımın ardında kim vardı biliyor musunuz? Söylemeyeceğim, siz bulun.{;-))



 Elinde gazetesi, yüzünde pırıl pırıl aydınlık gülüşüyle uzun yürüyüşünü tamamlamış bir tanecik KOMŞU'M. Hasret kaldığım bu sahne, artık üstümüzden kara bulutların kalkıp, beklediğimiz günlerin geldiğinin müjdecisidir.




 Bu güne kadar yaşadıklarımız, ibretlik olaylar zinciriydi. Kâbus gibi geçen bayramı DELETE tuşuna basarak silmeyi çok isterdim.



 Çok gerekmedikçe doktor ve hastane kapısı önünden bile geçmeyen bizler, bir kez daha haklı çıktık. Yanlış bir teşhis, ardı sıra yaşananlar ACİL SERVİS lerde vasıfsız elemanlarca yapılan işlemler yüzünden geçirilen endişeli geceler ve gündüzler artık bitti.  



 Haberi erken verme zevkini yaşamak için şimdilik bu kadar yazıyorum. Arkası...... gelecek.



   Her şeyin başı sağlık diyorum ve ayrılmaz yarısı huzurla birlikte hepinize güzel bir haftasonu diliyorum. :-))






20 Ekim 2012 Cumartesi

PAÇOZ NİNE'ME MEKTUP








 Güzel gözlü, hoş bakışlı Nine'm, seni uğurlayalı neredeyse iki hafta oldu. Bizleri sorarsan... boş ver. Sen  yeni yaşamının tadını çıkarmaya bak. Annen- baban, belki kardeşlerin seni ne güzel karşılamışlardır kim bilir? Onlarla doya doya özlem gider. Birbirinize anlatacak  çok şeyiniz olmalı. Bizimkilere de selamımı  iletmeyi unutma.




  İlahî sürecin  devam ettiği  bu  aleme sen de her canlı gibi bir nedenle geldin. Olman gereken yerde oldun. Görevin Ninom'a yarenlik etmekti. Bunu hakkıyla yerine getirdin ve hepimizin gönlüne taht kurarak gittin. İsmine  inat, kraliçeler gibi yaşadın; yine Nino'mun sayesinde. Yediğin de, yemediğin de önündeydi hep. Şanslıydın;  mutlu yaşadın.





 Seninle geçirdiğimiz son geceden bir söyleşimizi de anlatmadan edemeyeceğim: Nino'm  başucunda bir eliyle başını okşayıp, diğer elindeki kitaptan mırıl mırıl Yasin okurken, giderek ağırlaşan havayı bir nebze olsun dağıtabilmek çabasıyla  '' O İskoç asıllı bir köpek, Yasin okuman hoşuna gitmeyebilir'' sözüme Asu'nun tepkisini unutmayacağım. '' O'nun ramazanda benimle birlikte oruç tuttuğunu unuttun mu?''    Haklıydı.  Sen, Asu  yemezse yemezdin.  Ama Allah için iftar sofralarına da hakkını verirdin. Hurma hariç her tür iftariyeliği yanakların şişe şişe yer, bitirirdin.





  Her yılını yediyle çarparak, hızlandırılmış kurs gibi tükettiğin  asırlık ömrün, sana nine diye hitap etmemin nedenidir. Bizler gibi yaşamın hamallığını yapmadan, en kaliteli  biçimde özünü yaşadın.Sizlerin bir yılda eriştiği olgunluğa ve ruh zenginliğine belki de  biz ancak yedi yılda ulaşabiliyoruz. Oturduğun köşenden etrafı süzüşünde hayatın sırrına ermiş bir ulunun ifadesini gördüm hep yüzünde.



  Geldiğin gün gibi, giderken de eksiksiz başucundaydı sevdiklerin ve artık sonsuz yeşilliklerde  kardeşlerinle birlikte,  boynun tasmasız  özgürce koşabilirsin.


  Biliyorum; bir gün, o güzel başını yine doya doya koklayabileceğim.


  Ellerinden, gözlerinden hasretle öperim.

 
 
  İmza
  -----

  Gerek yok. Sen benim kim olduğumu çok iyi bilirsin.:))





28 Eylül 2012 Cuma

HA GAYRET PAÇOZ





Unutma!

YAŞAM  BİR  SAN'ATTIR

Işıl ışıl gözlerin, 

pes etmeyeceğinin sinyalini veriyor.

Pembeler de pek yakıştı hani. 


ALLAH  YARDIMCIN  OLSUN