29 Haziran 2009 Pazartesi
Biz bunu hep yapıyoruz
24 Haziran 2009 Çarşamba
Hayırdır inşallah
Hep imrenmişimdir'' Dün bir rüya gördüm'' diye söze başlayıp anlatanlara. Hayatım ''Hayırdır inşallah'' demekle geçiyor. Oysa ben, ayda yılda bir rüya görenlerdenim. Ya da görüp de hatırlayamayanlardan.
Bu konuyu neden seçtim? Çünkü, nihayet bir rüya görebildim, uzunca bir aradan sonra. Hayırdır inşallah. :-))) Görmemiş rüya görünce ne yapar? Bir rüya tabiri kitabı alır eline ve başlar aramaya. Ben de aynen öyle yaptım:
Rüyamda, ayıptır söylemesi ''Lahana'' görmüştüm. Sınavdan iyi not bekleyen öğrencinin sonucu öğrenmesi heyecanıyla, kitapta L harfini buldum. Lahanayı buldum. Yorumun ilk satırı''Rüyada lahana görmek çok iyidir''. Keh keh keh. İkinci cümle ''Pişmiş lahana gördüyseniz bu pek de hayra yorulmaz'' Moral sıfır.'' Ama pişmiş lahananın rengi yeşilse zenginlik bereket demektir.'' Burada kafayı kitaptan kaldırıp rüyaya geri dönüş yolculuğu ve bir belirsizlik. Okumaya devam''Şayet rengi sarıysa hastalıkla tabir edilir'' Şaşkınlık had safhada. Susmayan iç sesi ''Keşke daha dikkatli izleyebilseydim rüyamı'' Sarı mıydı, yeşil miydi? gel-gitleriyle ziyan olmuş bir rüya.
Böylelikle anlıyorum ki, rüya görmek her babayiğidin harcı değilmiş. Rüya tabiri kitaplarıyla kafa karıştırmak duygu karmaşası yaratmaktan başka birşey değilmiş. Hele hele rüya görmek bana hiç de lâzım değilmiş. Ben seve seve asli görevime geri dönüp hepinize gördüğünüz, göreceğiniz tüm rüyalar için topluca bir;
Hayırdır inşallah diyorum.
21 Haziran 2009 Pazar
Romus- Romulus
Büyük Roma İmparatorluğunu kim kurmuş?
11 Haziran 2009 Perşembe
.okia cep telefonu

5 Haziran 2009 Cuma
Deyimlerimiz
Konuşmalarımıza zaman zaman renk, coşku katan, sayısız deyimlerimiz var.
Bazılarını çok merak ediyorum; hangi duygu ve düşünce hali içerisinde, kimler tarafından üretildi. İçlerinde mantığa uygun olanlarının yanı sıra ''Bu hangi aklın işidir?'' dedirttirenleri de var. Bugün bu konudaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kirli çıkı gizli gizli para biriktiren cimriler için kullanılan bir deyimdir. Bana göre son derece de mantıklıdır. Çıkı para kesesini çağrıştıran bir sözcüktür ve yanındaki kirliyle birlikte bir anlam bütünlüğü oluşturur. Oysa pişman etmek niyetine söylenen burnundan fitil fitil getirmek deyimi nasıl bir zekâ ürünüdür anlayamadım. Burundan çıkmış bir fitil= pişmanlık? Gözümün önüne getiremiyorum.
Daha büyük adımlar atarak çok yol alabilmek amacıyla söylenen ikaz içerikli bir deyimimiz vardır''Pergelleri açalım.'' Bu da yaşama geometrik gözlerle bakışa bir örnek, aklı başında bir deyim. Gelelim ''Sıtma görmemiş ses''e. Yani ses ile dişi sivrisineğin(anofel)in akıllara durgunluk veren ilişkisine. Kalın ve tok bir ses; ''Anofelle hiç işim olmaz'' diyor, dolayısı ile sıtma görmemiş oluyor.
Uzun lâfın kısası; yine anlam bütünlüğü olan deyimlerimizden. Ama ''Tavşan pisliği'' deyince bir durup düşünmek gerekiyor. Çünkü bu ihtisas isteyen deyimlerimizden. Hani, ne yararı ne de zararı olan insanlar için kullanılan bu benzetmedeki ürünün nasıl bir incelemeden geçtikten sonra bu deyimdeki yerini aldığını da merak etmek en doğal hakkımız.
Üzüm üzüm üzülmek, tam takır kuru bakır... ritmik, tekerleme kıvamında deyimlerimizden olup farklı bir grup oluşturuyor. Bugüne kadar ağladığını sızladığını duymadık üzümün.Yoksa, en çilekeş meyvamızdı da biz mi bilmiyoruz?
Sarımsağı gelin etmişler de kırk gün kokusu çıkmamış. Haydi hep birlikte bir canlandırma yapalım, sarımsak kızımıza telli duvaklı bir gelinlik giydirelim. Tepesindeki perçemi çiçeklerle süsleyelim. Maşallah pek de yakıştı. Fakat kokusu...
Üzerinde durmak istediğim son deyimimizin Karadeniz kaynaklı olduğu inancındayım. :-)))
Tabanları yağlamak: Yani en hızlı kaçış. Varalım, bir bilene soralım;Yağlı tabanlarla artistik tabanaj mı, yoksa kontrolsüz patinaj mı yapılır acep?
Deyimleriniz bol olsun.
4 Haziran 2009 Perşembe
Son kurbanlarım

21 Aralıktan bu yana yazdıklarımı şöyle bir gözden geçirerek bugüne kadar geldim. Birşey dikkatimi çekti ve beni rahatsız etti. Kendime ne kadar torpil geçmişim. Yazılarımı okuyan sizlerin gözünde herhalde ''sütten çıkmış ak kaşık'' gibiyim. Yooook, böyle bir haksızlığı kabul edemem. Ara sıra öbür yüzümü de göstermeliyim.
İsmimin ilk kez duyanlar tarafından yalan yanlış telafuz edilmesine, hele hele kırpılıp kısaltılmaya çalışılmasına asla izin vermedim, vermem de( aile bireyleri hariç). Öğretinceye kadar uğraşırım. Oğlak burcunun saf kan inatçılarındanım. Gençlik yıllarımda bu durum beni bunaltıyordu. Amaaa şimdi adeta zevk duyuyorum. Karşımda; okumayı yeni sökmüş, yakası kırmızı kurdeleli çocuklar gibi ismimi öğrenmeye çalışan insanlar, beni öyle bir eylendiriyor ki sormayın. Hece hece, tane tane harfleri birbirine çatıp Raa yee gââân demiyorlar mı? :)))))
Bugün, yine yollardaydım. E5 karayolunda minibüsümüz seyir halindeyken Yunus Polisler tarafından çevrildik. Son zamanlarda sıkça yaptıkları kimlik kontrollerinden birini gerçekleştirdiler. Toparladıkları kimlikleri alıp bir süre sonra geri getirdiler ve isim okuyarak geri vermeye başladılar: Ahmet ...., Mehmet...., Ayşe...., Fatma...., vb. hızlı hızlı okunan kimlikler sahiplerini buldu. Ve işte o an... Polisin kaşları bir çatıldı, gözleri bir açıldı. Ağzını açtı, lâkin ses çıkmıyor. Ben içimden ''Keh keh keh O benim işte'' dedim. Sadistçe bir duyguyla okumasını bekledim. Ama akıllı Türk Polisi harflerle uğraşmak yerine kimlikteki fotoğraftan yola çıkarak biraz da sinirlice kimliğimi elime tutuşturuverdi.
İşte, son kurbanlarım maalesef Yunus Polislerdi.
Sağlık ve huzur dileklerimle