17 Ağustos 2009 Pazartesi

Kabul günü



Genelde ''Bir maniniz yoksa annem size gelecek'' ön randevusu evin çocuğu tarafından alınan ve sonraları on onbeş kişiyi bulup, her ayın bilmemkaçıncı günü olarak üzerinizde kalan eziyet günüdür; kabul günü.

Gelen misafirlerin ortak beklentisi; ev sahibinin ikramları ve değişik lezzetler tadabilme arayışıdır. Birlikte geçirilen sürenin büyük kısmı da zaten yeni yeni tarif alış-verişiyle geçer.İkişerli, üçerli gurupların oluşturduğu curcuna tarzı sohbetlerde gizli bir liderlik yarışı da yok değildir hani. Seslerin perde perde yükselişinin altında yatan neden de budur.

Zaman zaman düşünmüyor değilim: Acaba ''Kabul günü misafirliği'' bir çeşit meslek midir? Kendine has giyim tarzı olan, bir iş kolumudur. Çünkü, bu anlamsız toplulukları oluşturan insanların mutlaka şık bir poşet içinde hazır vaziyette rugan ayakkabı veya terlikleri bir kenarda beklemededir. Şıkırtılı, özel gün giysileri elbise dolaplarında hazırdır. Günlük yaşamlarında geçim sıkıntısı sohbetleri yapsalar da, güne gidecekleri zaman takmak üzere, birkaç burma bilezikleri ve pırlanta yüzükleri mutlaka vardır.

Birlikteliğin ilk yarısı;''Nasılsınız?'' , bu da yetmez;''Daha daha nasılsınız?'' sorusunun yanıtını almakla geçer, sağırlar söyleşisi kıvamında. Çünkü, onbeş kişilik topluluğun hepsi, teker teker birbirine bu soruyu yöneltir. Gelen misafirler arasında muhabbet ve dedikodu koyulaştıkça koyulaşır. Ortalıkta serseri mayın gibi dolaşan, sağı solu kurcalayan bir kaç tane de çocuk varsa, durum iyice çekilmez bir hâl alır. Ev sahibi, çılgınlar gibi ikram hazırlıkları içerisindedir. Ne sohbete, ne de muhabbete katılabilir.......
------
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi; oldum olası şartlandırılmış günleri sevmem. Arkadaşlarımla biraraya gelmeyi, sohbet etmeyi, ikramda bulunmayı çok severim ama sayıları dördü geçmeyecek guruplar halinde olması tercihimdir. Gelenlerin birbirini tanıması ve oluşturulacak sohbet konularına yabancı kalmaması benim için çok önemlidir. Daha da önemlisi, benim de bu sohbetlerin içinde olabilmem.

Eski, okul arkadaşlarımla bir araya geldiğimde doya doya çocuklaşabilmeliyim. Bir zamanlar birlikte çalıştığım arkadaşlarımla, o günleri anımsarken hakkını verebilmeliyim. Ya da müziksever dostlarımla müziği konuşup, şarkılar söyleyebilmeliyim. Amaaa, hepsini bir araya getirmeye kalkarsam, durumdan ne ben ne de arkadaşlarım hoşnut olur.

Sağlık ve huzur dileklerimle.



Fotoğraf:www.images.google.com'dan alınmıştır.

2 yorum:

  1. Selam,
    Asuman'ın blogunda okudum adınızı, adınızın çok güzel olduğunu söyleyince de Asuman blogunuzun ismini verdi ve Türk müziği sevdanızdan sözetti. İzninizle takipçiniz olacağım, kanun sesine hiç dayanamam çünkü, kendimden geçerim.
    Yukardaki yazının her satırına imzamı atacağımı da belirteyim, çok haklısınız.
    Sevgiler benden size...

    YanıtlaSil
  2. Hoş geldiniz Leylâk Dalı,
    Bloguma uğramanıza çok sevindim.İzin ne demek her zaman beklerim. Bugüne kadar zevkle izlediğim blogunuza teklifsiz ve izinsiz girdiğim için ben özür dilerim.:-)))
    Adımı ben de çok seviyorum. Nur içinde yatsın, Babam'ın bana verdiği en güzel armağan diyebilirim.
    Kanun da Canım Ablam'ın (Asuman)armağanıdır.Yengeç sezgisi ile, kanunun bende yaratacağı pozitif enerjiyi algılamış olacak ki... Dinlemekten de,çalmaktan da büyük zevk alıyorum.
    Seviyorsanız,siz de çalabilirsiniz.Denemenizi öneririm.
    Gün içinde bilgisayardan uzağım.Bu nedenle yanıtım gecikmeli oldu. Kusura bakmayın.

    Sevgilerimle.

    YanıtlaSil